Yeni çizgi patent firması 1999 yılında kurulmuş kurumsal bir firmadır. Firma genel müdürü ve firma kurucusu Nurullah Karakuş 1969 Amasya doğumlu farklı iş kollarında da yatırım yapmış bir iş adamıdır ve Yeni Çizgi Patent firmasını oğulları 1989 doğumlu Uğur Karakuş ve 1993 doğumlu Erdoğan İbrahim Karakuş ile birlikte yönettiği bir aile şirketidir.

Marka patent faydalı model endüstriyel tasarım fikri ve sınai mülkiyet hakları konusunda işlem yapma ve belgelendirme yetkisine sahip olan Yeni Çizgi Patent firması aynı zamanda Kültür Bakanlığı sanat eserleri yazılımlar ve edebi konularda da telif hakkı edinme konusunda danışmanlık yapma ve işlem yapma yetkisine sahiptir.

Bilgi ve becerisi kanıtlanmış uzman kadroya sahip olan firmamızda marka patent uzmanlarımız saha içerisinde aktif çalışan personelimiz ve şirket merkezinde dosya takibi yapan profesyonel ekibimiz ile hizmet vermekteyiz.

Dünya çapında çok büyük yüzlerce markalar ve çok kullanılan yüzlerce icatları olmayan bir ülke olan Türkiye Cumhuriyeti’nin bu klişe durumu atlatması ve dünyada adından söz edilen markalar icatlar olması için önceliğin marka ve buluşların hemen korumaya alınmasıyla mümkün olacaktır. Zira buluşlarımızın az olması icat yapamayacak kabiliyette olduğumuz için değil bunları koruyamadığımız için çalınarak başka ülkeler ve başka yabancı firmaların kendilerine mal etmiş olmaları sebebiyledir.

Türkiye cumhuriyeti devleti TPE, KOSGEB, kalkınma ajansları, melek yatırımcılar gibi markaları ve icat sahiplerini koruyan maddi destekler veren kurumları bunun için kurmuştur.

Ayrıca yakın dünya tarihimizde Osmanlı Devleti’nin ilk patent nişanını veren ülke olduğunu çoğu insan bilmez bunun hikayesini anlatarak hakkımızda kısmını sonlandırırken “hak verilmez hak alınır” ata sözüyle eğer isminizi ve buluşunuzu zamanında koruma altına alınmazsa birilerinin bunu taklit etmesi çalması büyük bir muhtemeldir. O zaman hakkınızı koruma altına alın tavsiyesi ile Osmanlı patent nişanından bahsedelim ..

MARKA PATENT OSMANLI VE TÜRKLER......

Merhabalar. Bir marka patent firması sahibi olarak kısa anekdotlar ve ilginç vakalarla marka patent konusundaki Türkiye gerçeklerini vurgulamak istiyorum. Dünyada 600 yıl hüküm sürmüş bir imparatorluk Osmanlı Devleti adından başka bize miras olarak bir buluş bir marka isim bırakmış mı acaba bir bakalım.

DÜNYANIN İLK ARABA VAPURU SUHULET

Denizcilik tarihine 'dünyanın ilk araba vapuru' olarak geçen Suhulet, 1872 yılında Boğazın iki yakasını bir araya getirmek, İstanbulluların ağır yüklerini taşımak için icat edildi. Adı Namık Kemal tarafından konulan ve 'kolaylık' anlamına gelen Suhulet, Şirket-i Hayriye Müdürü Hüseyin Haki Efendi, Umum Müfettişi İskender Bey ve Hasköy Tersanesinin baş mimarı Mehmet Bey tarafından tasarlandı: Londra'daki bir tersanede de hayat buldu.

Saatte 7 mil hız yapan Suhulet, emekliye ayrıldığı 1958 yılına kadar Sirkeci-Harem hattında yazlıkçıların eşyasından Merkez Bankası'nın altın sandıklarına kadar her türlü yükü taşıdı. Yani Dünya arabalı vapuru Osmanlı Türkleri ile tanıdı. Zaten 1453 te gemileri karadan yürütmeyi düşünen ve başaran daha önce hiç denenmemiş büyüklükte devasa toplar yaparak yıkılmaz sanılan Bizans surlarını yıkan büyük Osmanlı Sultanı Fatih Sultan Mehmet’in torunlarına da bu ve daha fazlası yakışmaz mıydı.

Osmanlı zamanında mucitlere saygı duyulur yeniliklerine icatlarına destek olunurdu. Hatta çoğu kişilerin bilmediği bir hikayede ABD’li mucit Samuel Morse’un hikâyesidir, birçok buluşçudan farklı. Zira Morse, esas itibariyle profesyonel bir ressam ve müspet bilimlerle başladığı bir kariyeri yoktu. Dolayısıyla insan, profesyonel ressamlıktan portrelerden telgrafa uzanan bu ilginç öyküyü merak ediyor. Buyurun, bu hikâyeyle giriş yapalım.

Morse, 1825 yılında görev icabı bir portre çizmek için o zamanki ulaşım aracı At arabasıyla Washington’a gider bu yolculuk haftalar sürer ve Washington’a ulaşır. Fakat yine haftalar sonra memleketi olan New Haven’dan zamanın atlı postası, Morse’a kötü haber getirir. Eşinin ağır hasta olduğunu bildiren mektubu okuyan Morse hemen yola koyulsa da, eşine ancak mezarının başında seslenebilir.

Bu acı tecrübeden sonra Morse, kafasını, acil durumlar için insanların daha hızlı bir haberleşme sistemine kavuşması düşüncesine yorar. Bu bağlamda 1830’larda kendini elektromıknatısa adayan Morse, sonunda elektromıknatısla çalışan bir telgraf geliştirir.

Gelin görün ki; mucidin buluşunu kabul ettirme çalışmaları, bir takım sıkıntılar nedeniyle, memleketinde boşa çıkar. Bunun üzerine, bazı aracılar Morse’un aklına, Osmanlı Sarayı’na haber salmayı koyar.

ABDÜLMECİT’TEN NİŞAN VE BERAT

Girişimler sonucu icat, bir profesör aracılığıyla padişah Abdülmecid’e tanıtılır. Padişah, saray odaları arasında teste tabi tuttuğu telgrafın, ordu için büyük öneme sahip olacağı düşüncesiyle heyecanlanır.

Ve Osmanlı’nın dünyanın en büyük telgraf ağlarıyla donatılmasına ön ayak olacak bu buluş, elbette karşılıksız bırakılmaz. İcattan çok etkilenen padişah, Morse’a, elmaslı bir nişan-ı iftihar ile tebrik mektubu iletir. Morse’un resimlerini Google’larsanız, yakasında taşıdığı bu madalyayı görebilirsiniz.

Şimdi işin daha da ilginç yanına geleyim. Kayıtlar gösteriyor ki; nişana ek olarak padişah, Morse’a bir de berat gönderir. İşte bu berat, kayıtlara göre; Morse’un telgraf icadına dünyada verilen ilk patenttir. Dolayısıyla, Morse’un, buluşunu yaymasında kritik rol oynayan ilk patent, 1847’de eski Beylerbeyi Sarayı’nda Abdülmecid tarafından verilmiştir.

Bu örnekten de anladığımız üzere, ülkemizde marka ve patent uygulamaları ta Osmanlı’dan bu yana var. Markalarla ilgili düzenlemeyi yapan 1871 tarihli Alamet-i Farika Nizamnamesi’nin, dünyanın ilk marka kanunlarından olduğunu biliyor muydunuz? Hatta Osmanlı’da ilk marka, bugün hala adını duyunca mutlu olduğumuz Hacı Bekir’dir.

Ülkemizdeki fikri mülkiyet haklarının, Osmanlı dönemine dayandığını gösteren ve nice olayı şimdi bugüne bağlayalım.

Bakan Işık, TPE verilerini değerlendirdi. Sınai mülkiyet başvuru ve tescil sayıları hakkında bilgi veren Işık, TPE'ye yılın ilk 10 ayında 87 bin 711, ekim ayında 6 bin 817'i yerli 831'i yabancı, 7 bin 648 marka başvurusu yapıldığını bildirdi. patentte Yüzde 363 artış Türk Patent Enstitüsü (TPE) Başkan Vekili Doç. Dr. Yüksel Birinci, son beş yılda yerli patent başvurusu sayısında yüzde 363'lük artış yaşandığını belirtiyor. 2001'de Enstitü‘ye yapılan yerli patent başvuru sayısı 968 iken, 2006'da 3 bin 514'e ulaşmış. Bu sayı, yabancı başvurularla birlikte toplam 7 bin 500. Bundan şunu anlıyoruz yavaşta olsa yeniden yola çıktık Dünya üzerinde bulunacak keşfedilecek ve yaşayan tüm canlılara faydalı olacak milyonlarca fikir buluş ve bunlardan faydalanacak üretecek tüketecek satacak milyonlarca seçenek önümüzde onları bulmamızı bekliyor. BUNLARI ARAYIP NEDEN BİZ BULMAYALIM.

YENİ ÇİZGİ PATENT
NURULLAH KARAKUŞ